Friday, March 28, 2014

İyileştiren Sevgilere İhtiyacı Var İnsanın

Canım kızım, hayatta öyle farklı sevgi çeşitleri var ki. En güzelleri senin olsun. İnan mutlu olman dışında hiçbir beklentimiz yok senden. AŞK bu galiba. Koşulsuz, şartsız sevmek... İnşallah karşına zamanı gelince "düşüncesi bile gülümseten" birisi çıkar. Seni biz kadar seven.
------------------------
İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın
Seni tüm zaaflarınla hatalarınla kabul eden
Tüm korkularınla bilen
Hesapsızca ve sorgusuz
Şartsız ve koşulsuz

Bencilce olmayan
"Benim" den önce senin olan
Onaylamasa da kabul eden bir yumuşaklıkta
Kalbinin içi kadar bir uzaklıkta
Sonuçta değil süreçte iyi gelen
İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın.
Düşüncesi bile gülümseten
Omuzlarındaki tüm yüklerinden seni azad eden
Keder değil yaşama sevinci veren
Tüm yaralarını kendi bile fark etmeden saran
İyileştiren iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın.
Beklentileriyle yormayan fazla soru sormayan
Yanında sen gibi sen olduğun
Tüm yanlış bildiklerini unuttuğun
Hiçbir hesap yapmadığın yapamadığın
İyi gelen iyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın.
Seni kalıplar içine sıkıştırmayan
Tüm kayıp taraflarını bakışlarıyla bulduran
En beceriksiz taraflarını
Sevimli bir çocuğun yaramazlığı gibi görüp Seni sevmeye daha da sarılan
İyileştiren iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın.

Sunday, March 23, 2014

BAHAR TEMİZLİĞİ (Sadece Değecek Olanlar Girebilir)

 Mutfak tezgahını bomboş görmek isteyen yeni gelin kız modeli geri döndü. Bahar gelince evime değişiklik olsun diye tek başına yatak odasının bir duvarını boyamışlığım bile olmuştu vakti zamanında. Tamirat boya badana, temizlik, yıkama, yağlama bu konularda iyiyim de. Mutfak notum  düşük :). Aç kalmayacak kadar. Pasta, börek denemeleri devam ediyor ancak hala iş yerindeki arkadaşlarımın "ya Nil bi kek yapsan da yesek" taleplerini karşılayacak düzeyde değil. Kocamsa benim yaptığım kekleri kibarlıktan yiyor, sanırım. Keke zeytinyağı koymayı bırakıp bassam margarini olacak biliyorum.
Dün pancar, havuç, ıspanak, soğan, sarımsak gibi yararlı pek çok sebzeyi karıştırmak suretiyle :) yapmış olduğum nefis çorbaya İpek Ece görüntüsünden dolayı "ee ee" diyerek, pis demek istediği için özgüvenim daha da bir sarsıldı. Neyse ki çok açtı ve yedi. Ama napalım, besleyici olması için bir anda pek çok şey yemesi gerekiyor :)
"Hem sebze suyu Alkali ve vücudumuzdaki toksinleri atmamıza yardımcı oluyor." diyerek tekrar emeğime saygı duydum.
Halen sabah kahvaltılarında çocuksuz olduğum dönemlerdeki gibi, değişik krep ve omlet çeşitleriyle ve kızartmalarla karşılık veremesem de günün en özendiğimiz öğünü sabah kahvaltısı oluyor.
Bizim asıl sıkıntımız temizlikten öte dağınıklık. Aslan yattığı yerden belli olur demeleri doğru. Bu anlamda da bir düzen, tertip işine girmek lazımdı artık. Yeni yaptırmış olduğumuz yüklüğe eşyalarımızı aktarırken şu veya bu sebepten bir şekilde kullanılmayan her türlü kıyafet ve çer çöp atılacak kararı aldık. Bu" çok pahalıya alınmış ama sapı kopmuş bir bebek bakım çantası" dahi olsa. Verilecek yada atılacak. Bu arada bebek eşyası deyince, zaten hepsi o kadar hızlı kullanım dışı kalıyor ki biz ufaklığa hiç kıyafet veya oyuncak almak istemiyoruz. Hediye gelenler fazlasıyla yetiyor. Anneanne, babaanne ve dedemiz sağolsunlar. Bu alanda 2. el pazarında açık var. Bir online satış sitesi yapılsın. Sahibinden.com falan gibi değil ama. Sırf bu amaçlı olacak site. Bence tutar.
Sorun şu ki kimse biricik evladına "ne idüğü belirsiz kişilerin kullandığı!"  eşyaları kullandırmak istemiyor. Anlamıyorum. Sanki kirlerin ruhu mu var ? Bu konuda kendimi de anlamıyorum. Ben de  yakın tanıdığımdan başka birinin eşyasını kullanamam. Şöyle bir toplumda yetişmişiz. Abdes aldığımız su kovasının içindeki tası yere koydurmazdı anneannelerimiz. Neden? o tas mundar olurmuş. İyi de temizlik gerçekten bu mu ? Yada bunları hesaplarken kimbilir neler kaçırıyoruz hayatta. Bu kirlerin ruhu mu var sanki lafı da Mehmetindir. Zamanla ben ona benzedim. O da bana. Ama şimdi o daha titiz, ben daha rahatım. Napacaz ?
İşin özeti atabilmek ve/veya verebilmek önemli. Aslında değer vermediğimiz herşeyi hayatımızdan çıkartabilsek keşke. Aynı küslükleri, üzüntüleri, hatalarımızı ve bizi haketmeyen insanları çıkartamadığımız gibi hayatımızdan, kullanılmayan eşyaları da atamadığımız için bu karmaşa. O eşyaları atarken şunu öğeniyorsun. Evet pahalıydı, çok bedel ödedim ama şimdi işe yaramıyor. O zaman bundan sonra alışveriş yapmadan önce 10 kere düşünen Nil geri gelsin lütfen. Ve aynı şekilde hayatının kapılarını açıp herkesi kabul eden Nil gitsin. Sadece değecek olanlar girsin içeri.

Wednesday, March 12, 2014

İPEK 21 AYLIK

Canım Kızım, Meleğim

Bildiğin kelime sayısı git gide artıyor. Yine gelişim kitaplarına daldım, maalesef. Maalesef diyorum çünkü aslında biliyorum ki hayatta hiçbirşey kitaplarda yazıldığı gibi olmuyor. Ama ben hep bile bile lades diyenlerdenim. Yine de okuyorum, ve hatta yazılanı da önemsiyorum. Orada diyor ki "bu ay çocuğu yaklaşık 30- 50 arasında kelime bilir". İstemeden sayıyorum söyleyebildiğin kelimeleri. Bildiklerinse çok fazla. Belki de herşeyi anlıyorsun artık.
  1. Anne
  2. Baba
  3. Dede
  4. Anneanne
  5. Bababa (Babanne anlamında)
  6. Nenen (Uykum Geldi; benim için bir kelime)
  7. Ucu (Uçak)
  8. Gidido (Gidiyoruz)
  9. Çikolata (Cuda, Cucuta (daha çok ve bağırarark istediğinde))
  10. Mama
  11. Ananaş (Anlaştık)
  12. Evet (Eve)
  13. Abi
  14. Abla
  15. Çiş
  16. Benim
  17. Vermem
  18. Bir
  19. Ece
  20. Dört
  21. Bebek (Bebi)
  22. Nil (Niii)
  23. Mehmet
  24. Gel
  25. Kedi(Tedi)
  26. Havhav
  27. Pantolon, Portakal (popupa)
  28. Tayt
  29. Nonum (Donum:))
  30. Git
  31. Saat (taat)
Tamamdır 30 yaptı :). Aklıma gelmeyen ve söylemeye çalıştığın bir çok kelime de var. Benim için bunlardan çooook çoook daha önemlisi. Seninle yağmurda birlikte ıslanmak. Yüzüne damlalar düştüğündeki tepkilerini izlemek. Su birikintilerinde oynamana izin vermem. (Çok kirli olmamaları şartıyla.) Sahilde kış günü kumlarla oynamak. Kumları kafandan aşağı boşaltmanı sonra da bundan rahatsız olmanı izlemek. Hem kumla oynayasın, hem ellerin kirlenmesin istiyorsun. Hayat böyle değil aşkım. Herşeyin bir bedeli var. Ve yine kitaplarda yazana göre en güzeli kendi kendine oyun kurmaya başlaman. Biz yönlendirmeden kendi hayal gücünle bebeklerini bebek arabasına bindiriyorsun, gezdiriyorsun, sonra uyutuyorsun, sonra mutfak malzemelerinle birşeyler pişirip yediriyorsun, hatta yedirirken vuuu (uçak geliyor) gibi oyunlar yaparak yediriyorsun. Bebeklerin uyumayınca onlara sinirleniyorsun. Doğru yoldayız. Bunun dışında işten eve geldiğimizde, sofradan kalkar kalkmaz seninle hoplama, zıplama, dans etme, kovalambaç gibi oyunlara dalıyoruz. Bütün gün yanında olmamanın verdiği özlemle tüm vaktimizi sana ayırıyoruz.
Dün bir AVM de seni serbest bıraktık. İlk önce kosmetik standına saldırdın. Rujlara boyun yetişti. Napacaksın kızım onu dedik ? Dudaklarını gösterdin. Çok güldük :)
Sonra saat mağazası gördün. Cama yapıştın. Taat taat diyerek kolunu gösterdin.  Herkes minicik bir bebişin, hızlı hızlı koşup, etaraf bilmiş bilmiş bakmasını hayretle izliyor.
Allah seni nazarlardan saklasın.
Canım, herşeyim !